Featured

Büyük Potansiyeli Düşünmek

İlkan Akgül 2 Ekim 2021 105


Background
share close

Yıllar sonra geriye baktığımızda pandemi ve karantinadaki o uzun dönemi dehşete düşerek anacak olsak da, bazı sektörler için durum biraz farklı işliyor. Mesela kurucu ortağı olduğum Podfresh’in bir pandemi girişimi olması ve evde olmamız sayesinde 1 yılda tahminimizden onlarca kat fazla büyümemiz bugünlere dair hatırlanacak değerli şeylerden biri.

Aynı parallelikte hemen sonraki süreçte Spotify gibi global devlerin başlattığı podcast yatırımları, podcastlerin bilinirliğini küresel ölçekte daha da yükseltmiş oldu.

Uzun bir süredir evden çalışmayı deneyimliyoruz ve siz de takdir edersiniz ki ofiste çalışmak ile uzaktan yakından alakası yok. Hem dinamikleri, hem hissiyatı, hem de verimlilik oranı oldukça farklı. Multitasking hali yeni bir hale evrildi ve hayatımızın her alanına sirayet etti. Bunun sonucunda da ekran sürelerimiz arttı. Bitmek bilmeyen Zoom toplantıları, eğitimler vb. şeylerden sonra gün bitiminde gördük ki artık ekranlarımızla birlikte yaşamayı öğrenmemiz gereken bir durum oluştu. Bu noktada da podcastler, ekranlara odaklanmış hayatlarımız için muhteşem bir alternatif haline geldi.

Pandeminin üzerinden 1,5 yıl geçti, podcast bilinirliğini önemli ölçüde artırdı ve markaların gözünün artık podcast formatının üzerinde olduğu bizzat Podfresh deneyimlerimizle sabit. Çünkü hem yaratılan değerin farkına varıldı, hem de podcast üretim/tüketim dinamikleri sayesinde hedef kitleye ulaşmanın basit bir yolu olarak akıllarda yer etmeye başladı.

Yöntem

Her markanın vazgeçilmezi video ve blog gibi içeriklerdir. Kendinizi düşünün. Bir markanın ürününü en son hangi medya formatı aracılığıyla tanıdınız? Çok büyük ihtimalle video. Bu formatlar markaların kendilerini anlatmaları için geleneksel bir yol olarak uzun yıllar boyunca can simidi oldu.

Ancak bugün baktığımızda gördüğümüz şey şu: Video ve blog formatında artık istemediğimiz kadar içerik var ve bu içerik deryasında boğulmadan aradığımız şeye erişebilmek için ekstra mucizevi yeteneklere sahip olmak zorundayız. Bununla birlikte, tanıtılan içerikler bu tür platformlarda artık konu ya da ürünle ilgisi olmayan insanların dahi önüne bile düşebiliyor. Bu da artık kullanıcı deneyimleriyle sabit.

Birçok insan YouTube ve Instagram gibi platformlarda önlerine çıkan alakasız reklam ve içerikten şikayetçi. Peki ya podcast? Podcastinizi arayan bir insan, spesifik olarak sizi ve programınızı bulmak için arıyordur ve işte bu da tam olarak sadık bir kitle.

Derin mevzu

Podcastler bir zamanlar olduğu gibi artık sadece insanların sohbetler ettiği, şakalar yaptığı ya da fikirlerini paylaştıkları bir yer değil. Bunu yakın zamanda da net olarak görme şansımız oldu. Kimola Analytics ile yaptığımız ve ilerleyen günlerde daha da ayrıntılı olarak inceleyebileceğiniz kullanıcı davranıcı araştırmamıza göre, insanların büyük bir bölümü podcastleri kendilerini eğitmek ve bir şeyler öğrenmek için dinliyor.

Dolayısıyla podcastinizi bulmak için bir arama yapan dinleyici, büyük bir ihtimalle sahip olacağınız en sadık tüketicilerinizden birisi olacak çünkü başka bir içeriği ararken sizi bulmadı. Sizi bulmak istediği için buldu.

Hal böyle olunca, finans ve tıp benzeri bilgi ve öğrenime dayalı endüstriler bir podcast’e sahip olmanın büyük bir avantaj sağlayacağı alanlardan sadece birkaçı. Öğrenme deneyiminin önem kazandığı bu tür alanların, meraklılarına niş içerikleri tüketmeleri için ayrı bir motivasyon geliştirdiğini de söylemek mümkün.

Marka otoritesi

Markalar kendi alanlarında otorite olmak için geniş çaplı PR kampanyaları tasarlar ve böylece müşteriler arasında kazandığı güven tazelenir. Geleneksel yöntemlere baktığımızda SEO ve içerik pazarlama stratejileri aracılığıyla insanlara ulaşılmaya çalışılır ancak pazarlama insanları hedefledikleri kitlelere ne kadar ulaşabiliyor, tartışılır. Özgün bir marka için podcast arenasında olmak, o alanda büyük bir otorite olduğunu göstermenin başka bir yolu olabilir. Çünkü otoriteye güvenilir. Podcastler ise güven ve bilgi verir. Markalar, takipçilerine ulaştırmak istediği bilginin en saf ve süzgeçten geçirilmiş halini podcast aracılığıyla iletebilir.

Artık kendi istek ve arzularına önem veren bir toplumuz. İçerik tüketme alışkanlıklarımız da bu çerçevede gelişiyor. İstediğimiz içeriği bize sunulduğu zaman değil, keyfimiz ne zaman isterse o zaman tüketiyoruz. Podcastin episodik yapısı, tüketicilere bir konuyu doya doya öğrenme ve tüketme imkanı sunuyor. İşte markalar hem kültürlerini, hem ürünlerini, hem de kendilerini akılda kalıcı bir şekilde bu sayede anlatma şansına sahipler.

Yukarıda da bahsettiğim üzere video ve bloglarla dolu bir dikkat çekme çabası, ekran sürelerimizin uzadığı bu dönemde kaybedilmesi muhtemel bir savaşı devam ettirmek gibi. İçeriğinizi tüketmek ve markanızı tanımak isteyen isteyen insanlar var, ancak oturup uzun blog yazılarını okumak, videoları izlemek ve hatta sosyal medya kanallarında size yetişmek için zaman ve enerjileri yok. Markalar sadece artık aynı sektördeki kendi rakipleriyle değil, Netflix ve PUBG ile de insanların dikkatini kazanmak için savaşıyor.

Podcastler diğer yandan, insanlarla aranızdaki ilişkiyi güçlendirmek ve yeni bir paylaşım kapısı açmak için yaratılır. Bir müşterinizi podcastinize davet etmek, onunla aranızdaki ikili ilişkiyi bir sonraki seviyeye taşımak için en ideal yollardan biri. Bununla birlikte tüketiciler de podcastinizle birlikte ek bir bakış açısı kazanıp herhangi bir yerde erişmeleri mümkün olmayan birbirinden değerli içgörüler kazanacaklar. Şahsen bir markanın sektöre dair güncel eğilimler ve sıcak konuları tartıştığı bir podcast, bana mutlaka dinlenmesi gereken bir içerik gibi geliyor.

Kısacası podcast büyüyor, markalara ise bu büyük potansiyeli düşünmek kalıyor.

Rate it
Previous post

Post comments

This post currently has no comments.

Leave a reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *